Öz Sevgi Nedir?


 

                                 Gerçek sevgiye atılan ilk adımı kendini seven bir insan atabilir.
                                                                                                                                     Osho
    ABD’de yaşadığımdan beridir “Öz sevgi” terimiyle sık sık karşılaşır oldum. Türkiye’de yaşarken “öz sevgi” bana biraz bencilce ve narsistçe gelirdi ve çok da sık duyduğum bir kavram değildi. Türkiye'de yaygın olduğu gibi toplumcu bir kültürün bilinçaltında öz sevgi kavramı genellikle bencillikle, sevdiklerini önemsememekle veya kendini maddi değerlerle değerli kılmakla ilişkilendirilir. Oysa ABD gibi son derece bireyci bir kültürde, bireyin değeri yaşamın pek çok alanında toplumun normlarının ve değerlerinin önüne geçebiliyor. Kültürel değerlerime olan bağlılığım nedeniyle bu yeni değer sistemini tam olarak anlamam ve içselleştirmem yaklaşık üç yılımı aldı. Doğduğum kültürle artık içinde yaşadığım yeni kültürü karşılaştırırken şunu fark ettim ki, bir toplum tamamen bireylerden oluşur ve bu bireyler kendilerini sever ve değer verirlerse, toplum da bireylerle birlikte gelişme potansiyeli geliştirir. Benim öz sevgi yolculuğum, ABD’ye taşınmam ve Hintli spiritüel düşünür Osho’nun Kader, Özgürlük ve Ruh adlı kitabındaki şu alıntıyla karşılaşmamla başladı: “Aydınlanma toplumlara değil, bireylere gelir.”


    Öz Sevgi Nereden Doğar? Öz sevgi, kendini tanımak ve “Ben kimim?” ile “Ne istiyorum?” sorularını sormakla başlar. Daha önce hiç tanımadığınız birini sevebilir misiniz? Birini tanımak, onu sevebilmenin kapısını açar. Bu iki soruya gerçek yanıtlar yalnızca sizin iç sesinizden gelebilir; ailenizin sesinden, toplumun yargılarından veya tabularından değil. Bu sorulara sahici yanıtlar bulabilmek için ise dış etkilerden zaman zaman uzaklaşmak gerekir. Kendini zaman zaman izole etmek yalnız, yabancılaşmış ya da asosyal olmak demek değildir; bu, kendini tanımanın ve dolayısıyla öz sevgiye giden yolun önemli bir adımıdır. Osho, Kader, Özgürlük ve Ruh kitabında toplumun, kültürün, dinin ve eğitimin, masum çocuğa karşı el birliğiyle hareket ettiğini söyler: “Onların tüm gücü var — çocuk ise savunmasız ve bağımlıdır; bu yüzden çocuktan ne istiyorlarsa onu elde ederler.”

    Bu gücün yönlendirilmesi, toplumcu ve bireyci kültürler arasındaki en önemli farklardan biridir ve bireyin gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Eğer toplumda “gerçek benliğin” olarak değil de toplumun dayatmalarına uygun biri olarak “var olabiliyorsan”, kendini nasıl tanıyabilir ve kendini sevmenin yolunu nasıl açabilirsin? Doğal olarak, ABD gibi bireyci kültürler hem çocuklara hem de yetişkinlere kim olduklarını ortaya koymaları ve kendileri gibi davranmaları için daha fazla alan tanırlar. Toplumsal normlara göre bireyin “kabul görmez” özelliklerine yönelik yargılar daha azdır. Bu da bireylerin kendilerini daha erken keşfetmelerini ve daha hızlı gelişmelerini sağlar. Ancak bu, tüm toplumsal normları ve kuralları yıkmak anlamına gelmez. Aksine, toplum tarafından kendisi olmaya izin verilen bireyler topluma karşı daha sorumlu ve saygılıdır; çünkü toplumsal normlara karşı isyan etme veya bu normlardan kaçma olasılıkları minimize edilmiş olur.

    Toplumcu kültürlerde ise bireyin kaderi daha çok aile, kültür ve toplum değerleri tarafından şekillendirilir. Toplumsal ve kültürel normlara uyma beklentisi ne kadar yüksekse ve çevreden gelen yargılar ne kadar fazlaysa, bireylerin kendilerini tanıma ve dolayısıyla sevme fırsatları da o kadar azalmış olur. Öz sevgi, çocuklukta aile ve çevreden öğrenilmemiş olsa bile sonradan öğrenilebilecek bir yaşam yolculuğudur. Öz sevgi yolculuğunun ilk adımı olan kendini tanımak, kendini kabul etmeyi ve kendine saygı duymayı sağlar. İkinci adım ise kendinden ve hayattan ne istediğini bilmektir. Birçok kişinin sandığının aksine, lüks arabalar almak, büyük evlere sahip olmak, pahalı kıyafetler, saatler, takılar takmak gibi maddi şeylere sahip olmak öz sevginin gerçekliğini kanıtlamaz. Bunlara sahip olmakta bir sakınca yoktur; imkanın varsa ve bunları kendine sevgiyle veriyorsan eğer, bunda yanlış bir şey de yoktur. Ancak bu maddi şeyler öz sevginin kendisi değil, sadece yan etkileridir. Bu maddi arzularının, derinlerdeki öz sevgisizliğini veya güvensizliklerini gizliyor olabileceğinin farkında olmalısın. Gerçek öz sevgi, kendini tanımanın ardından gelen keşifleri dünyaya tüm özelliklerinle — iyi ve kötü — ortaya koymaktan doğar: yeteneklerin, güçlü ve zayıf yanların, özgüvenin, kırılganlıkların, güvencelerin ve güvensizliklerinle birlikte. Öz sevgi, hem ışığınla hem de karanlığınla var olma hakkına sahip olduğunu hissetmek ve olduğun gibi kabul edildiğini bilmektir. Bu kadar koşulsuz bir sevgiyi sana kim verebilir? Ne ailen, ne eşin, ne çocukların, ne de toplum… Sadece sen verebilirsin!


    Hiç kimse kendini gerçekten tanıyıp kabul etmeden başkalarını gerçekten ve merhametle sevemez. Eğer yakın çevrendeki insanların seni sevmediğini veya kabul etmediğini hissediyorsan, önce kendini hangi alanlarda kabul etmediğini ve sevmediğini keşfetmeli ve bu sevgisiz taraflarını nasıl gizlemeye çalıştığını anlamalısın. 
Bu anlayıştan sonra gelen öz sevgiyi öğrenmeye başladığının bazı belirtileri şunlardır: İlk belirti sana gösterdiğin kabul, saygı, şefkat, netlik ve sevgi seviyesini sana geri yansıtamayan insanlara tahammül etmeyi bırakmandır. Sırf yalnız kalmamak uğruna kötü ve yetersiz davranışlara katlanmak yerine yalnız kalmayı tercih etmeye başladıysan, kendini sevmeye başlamışsın demektir. Bu, asosyal olman veya hayatının geri kalanını yalnız geçirmeyi seçtiğin anlamına gelmez. Bu, kendini seven ve saygı duyan, zamanını ve enerjisini kiminle paylaşacağına sağlıklı ve seçici bir şekilde karar veren bir birey olduğun anlamına gelir.

    İkincisi, insanların seninle, davranışlarınla veya yaşam tarzınla ilgili düşüncelerine kulaklarını kapatmandır. Başkalarının yargılarından etkilenmemek ve kendi kararlarında dış müdahalelerden bağımsız olarak kendini seçmek öz sevginin güçlü bir göstergesidir. Bu, sevdiklerini yok saymak veya bencil olmak değildir; kendi özgünlüğünü seçmek ve kararlarınla barışık olmaktır.

    Üçüncü ve en önemli belirti ise kendi kafanın içindeki eleştirel iç sesi susturup, o yargılayıcı sesi onaylayıcı bir iç sese dönüştürmeye başlamandır. Bu sürekli yargılayıcı iç sesi susturmayı başarıyor ve o sesi derin ihtiyaçlarını karşılamana yardımcı olan destekleyici bir iç sese dönüştürmeyi başarmışsan kendini sevmeye başlamışsın demektir. Bu iç sesi kendine dönüştürme deneyimi gerçek sezgilerinle ve içsel rehberlerinle bağlantı kurduğun anlamına gelir.

    Kültürün, ailen ya da çevren öz sevgiyi teşvik etmemiş olsa bile, kendini sevmek bir seçimdir — ve hayat yolculuğunun önemli bir dönüm noktasında öğrenilebilecek ve uygulanabilecek bir derstir. Seni koşulsuz ve şefkatle sevebilecek tek kişi sensin. Ve bu bencillik ya da narsizim değildir. Özsevgi deneyimi gerçek sevgiyi önce kendine uygulamak ve sonra kendinden öğrendiğin sevgiyi başkalarına ışık gibi yaymaktır.

 Melisa Gülsün Özmen

Comments

Popular posts from this blog

İyi Bir Yaşam İçin Arkadaşlık

Washington'da Türkiye Konferansı