Kadın Ay, Erkek Güneş
Birkaç gündür Hülya Avşar ile
Mehmet Aslantuğ arasında geçen körler sağırlar birbirini ağırlar tadında bir
diyaloğun videosu dönüp duruyor sosyal medyada. Tam da ‘Kadınlar Gün’üne denk
gelen bir zamanda ‘Erkek egemen olmalıdır’ gibi bir cümle ve bu cümleye
gösterilen karman çorman tepkiler içimi gıcıklayan bir ilham verdi bana. Hani
yazmasam ortadan ikiye ayrılacağım sanki, öylesine bir his…
Videoyu izlediğimde Hülya
Avşar’ın aslında ‘kadın kadın gibi, erkek erkek gibi olmalı’ demek istediği
halde ‘erkek egemen olmalı’ gibi bir
ifade ile fikrini ortalığa döküp saçtığı gibi bir hisse kapıldım.
‘Kadın’ veya ‘erkek’ deyince şıp
diye zihinlere düşen resimler gerçekte doğanın kadın ve erkeğe bahşettiği dişil
ve eril enerjilerin dünya üzerine özgün bir yansıması mı yoksa erkek egemen
toplumun egosunun işine geldiği biçimde çizip zihinlere yerleştirdiği resimler mi
bunlar?
Doğanın dişiye ağırlıklı olarak bahşettiği
temel cinsiyet dürtüleri; seçmek, kovalanmak, güvenmek; yaratıcılık, duygu, empati, önsezi, kolektif
düşünme gibi özelliklerin ağır bastığı sağ beyni daha aktif kullanabilme becerisi,
bundan ötürü de kendini direk ifadeden çok dolaylı ifade etmek, almak ve karşılığında
erkeği sevgi, neşe, takdir ve destek gibi duygularla onurlandırmak…
Doğanın erile ağırlıklı olarak bahşettiği
temel cinsiyet dürtüleri; seçilmek, avcı olmak, koruyup kollamak; matematik,
mantık, bilim, neden-sonuç ilişkisi
kurma, analitik ve bireysel düşünceden sorumlu sol beyni daha aktif
kullanabilme becerisi, bundan ötürü de kendini direk ifade etmek, kendini
gerçekleştirmek, maddi değerlerle birlikte kadına güç, irade ve sorumlulukla güven
vermek…
Temelinde dünyadaki bütün
dengesizlik eril ve dişil enerjilerin birbiriyle uyumsuzluğu, kopukluğu ve
çelişkisinden doğuyor. Eril enerji dişil enerjiyi baskıladıkça dünya
dengesizleşmeye devam ediyor.
Aşırı mantık (eril) duyguları
(dişil) bastırdıkça şiddet, gerilim ve stres artıyor, kapitalizm (eril)
komünizmi (dişil) baskıladıkça dünyada açlık ve sefalet artıyor, aşırı sanayileşme
(eril) iklim değişikliğine (dişil) neden oluyor, kadın verdikçe (eril), erkek aldıkça (dişil) para akışı tersine
dönüyor, kadın kendini direk ifade ettikçe, erkek dolaylı ifade ettikçe
iletişim kopuyor, kadın kovalayıp, erkek kovalandıkça kadın değersizleşiyor, kadın seçilip, erkek seçtikçe tencerelerle
kapaklar örtüşmüyor, erkek koruyup kollamadıkça kadın güvenmez, kadın güvenmedikçe
erkek koruyup kollamaz oluyor.
Donuklaşan, mekanikleşen, tersine
akan dengesiz enerjilerin bedelini ise en çok da masum çocuklar ödüyor. Savaşlar
(eril) en çok da çocuklara zarar veriyor. Travmalar içinde büyüyen dişi ve
erkek çocuk travmalarından kaçmak için eril ve dişil enerjisini baskılıyor. Bir
dişi için dişiliğin gücünden kaçmak için en iyi yol eril davranmak, bir eril
için ise erilliğin gücünden kaçmak için en iyi yol dişil davranmaktır.
Bu sayede aslında insan içinde gücünden
en çok korktuğu cinsel enerjisiyle bağını kopartıyor. Cinsel enerji insana
ürkütücü gelir çünkü bilinçaltından bu enerjinin kontrol edilemez bir güce
sahip olduğuna dair bir korkumuz vardır. Toplumun etkisiyle bireysel olarak
bizler de farkında olmadan baş edememekten korktuğumuz cinsel enerjilerimizi
baskılarız. Cinsel enerjilerimizi içinde yaşadığımız toplumsal normlara uygun şekillere
büründürmek için çabalarız ki kontrol altına alabilelim.
Hülya Avşar’ın sanırım kendi
hisleriyle karışık ifade etmeye çalıştığı da budur. Kadının dişil özellikleri
olan yaratıcılık, duygu, empati, alıcılık, kendini dolaylı ifade etme gibi
özelliklerini çocuk doğurmak, evde kalıp eşini beklemek, yemek pişirmek, erkek
egemenliği gibi özellikle bizim toplumumuza has kalıplara sokan bir mesaj
vermesi aslında onun kendi zihnindeki dişil enerji resmidir. Daha önceki
yıllarda da yine erkek egemenliğine atıf yapan, ‘erkek eşini aldatabilir’ gibi
bir söz ettiğini hatırlıyorum.
Dünyaya gelirken bize bahşedilen
cinsiyeti seçen yaratımın kaynağı bunu bize amacına uygun şekilde kullanmamız
üzere vermiştir. Burada sahip olduğumuz cinsel enerjiye şekil veren ise bizim
düşünce kalıplarımızdır. Verilen enerjiyle dünyaya istediğimiz resmi
çizebiliriz, yeter ki sahip olduğumuz enerji yoğunluğunu etkin ve yerinde kullanmayı
becerebilelim.
Doğanın özünü kavradığımızda
sistemde hiçbir hata olmadığını, eril ve dişil enerjinin kusursuz bir düzen
içinde aktığını, dünyada çivisi çıkmış her oluşumu kontrol içgüdümüz ve
düşüncelerimizle aslında bizzat insanın yaratmış olduğunu çok net görebiliriz. Kadın yemek pişirmeli mi, erkek dışarıda para
kazanmalı mı, ona her birey kendi özgür iradesiyle karar verebilir de hangi
cinsiyette doğacağımıza biz burada karar vermiyoruz maalesef. Eylemlerimiz enerjimizi
nasıl ve ne şekilde tüketmek istediğimize göre değişebilir ama değişmeyen tek
şey cinsel enerjimize direndiğimizde ya da yanlış yönde kullandığımızda ortaya
çıkan baskı ve çelişkidir.
Doğa işini bilir, hata yapmaz.
Hata yapan insan beynidir. Kadın ve erkeğe biçilen somut rollerle ilgili fazla
söze ne hacet? Dişil ve eril enerjinin aslında bize ne mesaj vermek istediğini
somut bir şekilde anlamak için entelektüel ve bilimsel bir bakış açısıyla kadın
ve erkek cinsel organlarını incelemek mesajı daha net görmek için yeterlidir. Cinsel
organların yapılarından alıcı olanın kadın, verici olanın ise erkek olması
gerektiği açıkça görülmektedir. İnsan yaratımı bile erkeğin spermlerini
kadınının yumurtalarına vermesiyle mümkün oluyor. Ne vermek erkekte bir eksilme
ne de almak kadında bir fazlalık yaratır. Yalnızca yaratım işlemesi gereken
kusursuz bir düzen içerisinde işler.
Kadın ay, erkek güneştir. Kadın
gecedir, erkek gündüz. Ne gündüz gecesiz, ne de gece gündüzsüz olabilir. Ne ay
güneşe ne de güneş aya egemendir. Biri batarken diğeri çıkar, diğeri batarken
biri çıkar.
Dünya döndükçe, toplumsal
değerler değiştikçe cinsiyet rolleri değişebilir ama ne kadının içindeki dişil
enerji ne de erkeğin içindeki eril enerjinin özü değişmez. Önemli olan geceyle
gündüz birbirini akış içinde takip ederken, her dişinin kendi içindeki erile de
sahip çıkarken dişi doğasını bastırmasına izin vermemesi, her erilin de kendi
içindeki dişil enerjiye sahip çıkarken erilliğini bastırmasına izin
vermemesidir. Kadın kendi içinde dişiliğinin, erkek kendi içinde erilliğinin
dengesini kurmayı başardıkça dünya da dengeye girecektir.
‘’İnsan topluluğu kadın ve erkek
denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını
ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün
müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere
yükselebilsin?”
M. Kemal ATATÜRK

Comments
Post a Comment