Adalet Ütopyası
4 Temmuz bildiğiniz gibi
ABD’nin bağımsızlık günüydü. Tüm ülkede bol bol havai fişekler patlatarak kutlanan
gün de yine istisnasız her hafta farklı bir eyalette gerçekleşen toplu silah
katliamı furyasından nasibini aldı.
İllinois
Eyaletindeki 4 Temmuz kutlamaları sırasında bir parkta gerçekleşen katliamda 7
kişi katledildi, onlarca kişi de yaralandı. Katliamı gerçekleştiren yine
çoğunlukla olduğu üzere 21 yaşında akıl sağlığı yerinde olmayan, amaçsızca
katliam işleyen bunalımlı genç bir adamdı. Adamın şiddete eğilimi 2019 yılında
ailesinin ihbarı ile polise bildirilmiş. O tarihlerde hem intihar etmekle hem de
bütün aileyi öldürmekle tehdit etmiş. Ailenin ihbarı üzerine polis gidip 2019
yılında adamı incelemeye almış ve evinden tam 16 adet öldürücü bıçak ve kılıç
çıkmış. Polis raporunu yazmış gitmiş.
Tahmin
edin bu rapordan bir yıl sonra 2020’de adam henüz 19 yaşındayken ne olmuş?
Şiddete
eğilimi açıkça ortada olan bu adam babasının başvurusuyla 2020 ile 2022
tarihleri arasında içlerinde katliamı işlediği yarı otomatik bir tüfek de olan
tam 4 adet silah satın almış. Hem de polisin 2019’da yazdığı adamın şiddet
potansiyeli olduğu raporuna rağmen lisanslı ve resmî olarak. Silah lisansını
veren kurum polis raporunu bilerek 19 yaşındaki delinin tekine tam 4 tane silah
satılmasına izin vermiş. Gerekçe de polisin raporuna rağmen, adamın hiç
işlenmiş suçu olmamasıymış. Demiyor ki vandal kafalılar, 20 yaşındaki genç bir adamın
yarı otomatik tüfekle ne işi olur? 4 tane silahla ne yapacak bu yaşta bir
insan? Tabii ki, bu soruyu soracak kişi lisansı veren kurumdaki memurlar değil,
Washington’daki Kongrede oturanlardır.
Adam
silahları aldıktan sonra YouTube’da onlarca şiddet sözleri içeren rap müzik
videoları ve katliama yakın bir zamanda yapacağı katliamı kast ederek, ‘’Bunu
yalnızca yapmaya ihtiyacım var. Bu benim kaderim’’ diye söylemler yayınlamış.
Yani
bela bizzat geliyorum demiş ama ABD hükümeti kurumları armut toplayıp, oturup
felaketin gerçekleşeceği tarihi beklemişler. Sonuç olarak, bir delinin
manyaklığı ve devlet kurumlarının temel insan hakkı olan insan yaşamını
korumaktan aciziyeti yüzünden katledilmiş 7 kişiden ikisi olan bir anne baba
geride saniyeler içerisinde bu dünyaya 2 yaşında ailesiz bir bebek bıraktılar.
İnsanın
aklına ister istemez şöyle ukalaca bir soru geliyor. ‘’Dünyanın hangi medeni
ülkesinde böyle bir kanun açıklığına müsaade edilir?’’
Türkiye
diyeceksiniz belki. Evet, ben de ABD’ye gelmeden önce böyle ucu başı
birbirinden kopuk kanun uygulamaları yüzünden masum insanların mağduriyeti
yalnızca Türkiye gibi hukuk ve adalet düzeni sağlam ve oturmamış ülkelerde
gerçekleşir sanırdım. Oysa ki, insan hakları ve hukuk üstünlüğü devleti olmakla
övünen ABD’de her hafta onlarca masum insanın önlenebilir sebepler yüzünden
katledildiğine bizzat şahit oluyorum.
Bu
koca dünyada 2 yaşındaki bir bebek için adaleti kendisini dünyaya hukuk devleti
ve insan hakkı savunucusu olarak pazarlayan kendi devleti sağlayamıyorsa eğer,
başka kim sağlayacak ki?
Hiç
kimse!
Dünya
üzerinde tek adalet vardır, o da, kendi gerçeğinle yüzleşip, kendi gerçeğini
kabul edip, elindeki gerçekle yaşamasını öğrenip, kendi içindeki adalet
mekanizmasını kurmaktır. Bu acı gerçek torpilsiz tüm dünya vatandaşları için
geçerlidir. O iki yaşındaki bebeğin de kalan yaşamı kendi içindeki adalet
mekanizmasını kurmaya çalışmakla geçecek. Belki de kendi içinde kuracağı çarpık
adalet sisteminin bir kararı olarak bir gün yaşadığı bu travmanın adaletini
kendisi de 21 yaşına geldiğinde bir toplu katliam yaparak sağlayacak. Sonra da
o katliamın mağdurları oturup düşünecekler kendi adaletlerini.
Adalet
kavramı medenileşme yolunda evrimleşmeye çalışan insanoğlunun yaratmış olduğu
bir fantezi ve ütopyadan ibarettir. Çünkü, hiç bir insanoğlu bir diğeri ile
eşit koşullarda dünyaya gelmez. İki kişi birebir eşit koşullarda dünyaya gelmiş
olsa dahi, birisinden birisinin yaşam koşulları bu katliamda ailesi katledilen
bebek gibi saniyeler içerisinde değişebilir.
Bu
bebek yetişkin olduğunda ailesiyle büyümüş bir çocuğa göre hayatın ona hiç adil
davranmadığını düşünecektir.
Travmatik
bir aile ortamında büyümüş bir çocuk için de huzur ve sevgi dolu bir aile ortamında
büyümüş bir çocuğa kıyasla hiç adalet yoktur.
Yokluk
içinde doğmuş bir çocuğa göre hayat zenginlik içinde doğmuş bir çocuğa kıyasla
da hiç adil değildir.
Afganistan’da
doğmuş okumak isteyen bir kız çocuğuna göre Amerika’da doğmuş bir kız çocuğuna
kıyasla hayat hiç adil değildir.
Dünyanın
en fakir ülkesinde doğmuş zengin bir insana göre bile dünyanın en gelişmiş
ülkesinde doğmuş zengin bir insana kıyasla da hayat hiç adil değildir.
Ve
bu örneklerin sonu yoktur…
Yaşamda
sürekli olarak kendi dışımızda adalet aramak yaşamın karanlık bir tarafı da
olduğu gerçeğini inkar etmektir. O gerçeği inkar etmek yerine yaşamın o
karanlık tarafını da görüp, tanıyıp, o karanlığın dehlizleri içinde boğulmadan
yaşamanın bir yolunu bulabilmek kişisel hayatlarımızda adaleti sağlayacak tek
yoldur. Belki de evrensel adalete ulaşmanın yolu da bireyin bu erdeme
ulaşmasından geçer.
Bu
bilince erişememiş bireylerden oluşan devletlerin adalet kurumları bu dünyaya
adalet getirme kapasitesinden yoksundur. Şüphesiz kendi çocuklarına adaleti
sağlama kapasitesinden yoksun bilinçsiz kişilerden oluşan ABD devlet
kurumlarının ise bu dünyaya adalet yayma ihtimali hiç yoktur.
Keşke
yalnızca Irak, Afganistan, Suriye ve şimdilerde Ukrayna örneğinde olduğu üzere
kaş yapayım derken göz çıkarmasa, o da kafidir!

Comments
Post a Comment