Özüne Değer Ver!
Bu
yazıyı okumadan önce, 1’den (en düşük) 10’a (en yüksek) kadar olan bir
aralıkta öz değer duygunuza bir not
verseniz, o rakam kaç olurdu?
Hak
ettiğinize inandığınız sevgiden, ilgiden, paradan, refahdan, huzurdan,
sağlıktan daha azına razı oluyorsanız, hayatın önünüze servis ettiği ekmek
kırıntılarına minnet duyup, ‘’ya bu da olmasaydı’’ diye kanaat edip, daha
iyisini hayattan talep etmeye çekinip, sonra da içten içe bir eksiklik duygusu
ve size hak ettiğinize inandığınız değerleri (sevgi, saygı, şefkat, ilgi,
huzur, iletişim, para…) yeterince vermediğini düşündüğünüz insanlara karşı içten
içe bir içerleme ve kızgınlık hissediyorsanız eğer, direk içe dönüp öz değer
duygunuzun seviyesine bir bakın derim.
Dışarıdan
aldıklarınız tamamen kendi içinizde geliştirmiş olduğunuz öz değer duygunuz ile
ilintilidir. Hiç kimse ama hiç kimse, Tanrı bile, size hak ettiğinize
inandığınızdan daha fazlasını veremez. Eğer öz değer duygunuz yeterince
gelişmemiş ise birileri size hak ettiğinize inandığınızdan daha fazlasını
vermeye gönüllü bile olsa o insanlara karşı kör ve sağır olursunuz. İşinize, eşinize,
sosyal çevrenize, gelirinize, standartlarınıza, hayatınıza razı olursunuz. Siz
razı oldukça razı olduklarınız üzerinizde hakimiyet kurmaya başlar ve yavaş
yavaş onların esiri olursunuz. Kendi yarattığınız yaşamların esiri olur ama
olduğunuzun farkında bile olmazsınız. Siz yetersiz ve fonsiyonsuz olana razı oldukça,
yetersiz ve fonsksiyonsuz olan da sizin kendinize biçtiğiniz değer ve de
dolayısıyla kaderiniz haline gelir. Bundan kastım aç gözlü olmak, hayattan hep
hırsla daha fazlasını istemek, şükürsüzlükte yaşamak değil. Önemli olan
dışarıdan aldıklarınızdan içeride ne ölçüde bir tatmin duygusu yaşadığınızla ve
aldıklarınızın ruhunuzu ne ölçüde doyurup doyuramadığıdır.
Eğer
kişiliğinizde narsisistik özellikler taşıyorsanız, dışarıdan her ne kadar
alırsanız alın, içsel doyum duygusuna ulaşamaz hep daha fazlasına karşı bir
açlık hissedersiniz. Bunun tedavisi yoktur. Ancak, dışarıdan aldıklarınız
içinizdeki boşluğu doyurmayıp, bir yerde doyurulmamış duygusal ihtiyaçlarınız olduğunu
hissettiğiniz halde aldığınız her şeyin azına kanaat edip, ihtiyaçlarınızı
bastırıyorsanız, orada kesinlikle bir öz değer eksikliği mevcuttur. Narsisistik
tatminle içsel tatmin arasındaki fark açgözlülükle doygunluk hissi arasındaki
fark ve o doygunluk hissinin ruhunuza sağlamış olduğu huzur ve barış
duygusundadır. Sonuçta narsisistik bir tatmin duygusu hiç bir zaman doyurulamaz
olduğu için narsisistik kişilik özellikleri taşıyan insanlar hiç bir zaman
kendi içlerinde huzur ve barış duygusunu yaşayamazlar. Şükran duygusuna
geçemezler. Gerçek şükran duygusu dışarıdan aldıklarınızın neticesinde
hissettiğiniz içsel doyumun üzerine gelen bir teşekkürdür. Şükran duygusu içsel
doyumu katlanarak büyütür, öz değer duygusunu artırır. Hak ettiğine
inandığından daha azına kanaat etmek ise içerideki boşluğu katlanarak büyütür
ve öz değer duygusunu azaltır.
Öz
değer duygusu doğal yollardan doğumdan 7 yaşına kadar olan dönemde maruz
kalınan sevgi, ilgi, şefkat, çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçları ile
iletişim kurması ve bunları dış dünyaya nasıl ifade edebileceğinin öğretilmesi,
çocuğun bu dünyaya getirmiş olduğu özel yeteneklerin aile içerisinde görülüp,
duyulması, yüceltilmesi ve çocuğun özünün doğal yollardan ifade edilmesine izin
verilmesiyle gelişir. Ancak ne yazık ki, bir çoğumuz böylesine öz değerin
beslenip, büyütüldüğü fonksiyonel bir aile yapısında dünyaya gözlerimizi
açmamışızdır.
Aile
yapısının çocuğun öz değer gelişimine katkısı toplumun kültürel yapısı ile de
bir hayli ilişkilidir. Bireysellikten çok toplumsallığın teşvik edilip,
yüceltilmiş olduğu kültürlerde aile içinde çocuğa yüklenen öz değer duygusu da
daha düşüktür. Toplumsal kültürün baskısı altındaki bir aile çocuğu büyütürken
toplumsal ve kültürel değerleri çocuğun öz değerinin üzerinde tutar. Çocuğun
özü gibi olmasına izin verilmeyen ortamlarda öz değer yeterince gelişemez,
baskılanır. Bu tip aile yapısında çocuğun kendisi olmasından çok, çocuğun
topluma ya da büyük aileye uyum
sağlaması daha elzemdir. Bu yüzden bu aile tarzı çocuğun öz değerini toplumun ve
ailenin değerlerine kolaylıkla kurban edebilir ve hak ettiğinden azına razı
olmak bir erdemmiş gibi algılanabilir. Ayrıca,
toplumsal kültürden bağımsız olarak fonksiyonsuz bir aile yapısı da çocukluktaki
öz değerin gelişmesinin önündeki engeldir. Fonksiyonsuz aile yapısı sevgi, saygı, şefkat, kabul, iletişim, takdir ve desteğin açıkça
deneyimlenmediği ve gözlemlenmediği aile yapısıdır. Fonksiyonsuz bir aile
yapısının oluşmasında, aileyi kuran bireylerin birbirine uygun olmaması,
kendilerini ifade ve iletişim problemleri olması, kendi duygu ve
ihtiyaçlarından kopuk olmaları, dipte yatan derin psikolojik rahatsızlıkları
olması, narsisistik ve bağımlı kişilik bozukluklarına sahip olmaları, iş, para,
alkol, kumar ve diğer bağımlılıkları olması gibi birçok faktör olabilir.
Eğitimsizlik ve maddi durum yetersizliği bir ailenin fonksiyonel ya da
fonksiyonsuz olmasında bir ölçüt değildir. Eğitimli ve maddi durumu gayet iyi
durumda olan aileler de fonksiyonsuz olabilirler. Yetişkin bir insanın öz değerinin farkında
olmaması ve hayatta öz değer problemleri yaşaması fonksiyonsuz bir aile
yapısında dünyaya gözlerini açıp, büyümüş olmanın doğal ve kaçınılmaz bir
sonucudur. Ancak iyi haber şu ki, öz
değeri her yaşta geliştirilebilir. Yeter ki, öz değersizliğin kaynağının ve nedenlerinin
farkına varılsın.
Fonksiyonsuz
bir aile yapısında büyümüş olan bir çocuğun çocuklukta kendisine öğretilmemiş
olan ihtiyaç ve isteklerini tanıma ve onları dış dünyayla iletişime sokabilme
becerisini yetişkin bir yaşta geliştirebilmesi oldukça zordur. Yetişkin yaşta
bunları yaptığınızda çocukça davradığınızı düşünebilir ve hatta ihtiyaç ve isteklerinizi dışa vurduğunuz için
utanç bile duyabilirsiniz. Özünüzün size göre neyi hak ettiğine inandığınızı
siz ifade etmeden karşı tarafın kendi kendine tahmin etmesini beklemek de bir
öz değer eksikliği problemidir. Karşınızdaki kişilerden sizin ihtiyaç ve
isteklerinizi siz açıkça ifade etmeden
anlamalarını bekleyebilirsiniz. Bazen de küsmek, tavır koymak, aradaki
sorundan bağımsız konulara parlamak, pasif agresyon ve kıskançlık gösteren
davranışlarla kendi ihtiyaç ve isteklerinizi karşı tarafa ifade yolunu seçebilirsiniz.
Aslında çocukça olan tam da ihtiyaç ve isteklerinizi diğer insanlardan gizlemek
ya da imalı davranışlarla ifade etmeye çalışmaktır. Sonuçta bu henüz
konuşamadığı için acıkınca ihtiyacını bildirmek için ağlayan bir bebeğin
davranışına benzer. Öz değerinin
farkında olan yetişkin bir insan ihtiyaç ve isteklerinin farkında olan ve de
bunları dış dünya ile nasıl paylaşacağını bilen insandır. Siz kendi öz
değerinizi açıkça ifade etmedikçe, dışarıdaki insanlar size kendi değerlerine
göre bir değer biçerler ve siz de
onların size biçmiş olduğu değere razı olmak zorunda kalırsınız. Kendi
değerinizi onların size biçmiş olduğu değer ölçüsü ile belirlersiniz ki, bu da
tam olarak öz değer eksikliğidir. Adı üzerinde olduğu gibi, öz değer özün
değerinin özün kendi değerleri tarafından biçilmesidir. Sizin dışınızdaki
kişilerin değerleri tarafından değil.
Yazının
başında da belirttiğim üzere, öz değersizliğin en bariz belirtisi dışarıdan
alınanlar karşısında içsel bir boşluk ve eksiklik hissi ve de onları veren
kişilere karşı bir içerleme ve kızgınlık hissidir. Öz değer duygusunun
geliştirilebilmesi için bu boşluk hissini yok saymak yerine bu boşluğun içine
dalıp, dışarıdan alınanların kendi öz değerinizi yansıtıp yansıtmadığının
sorgulanması gerekir. Alınanlar karşısında içeride bir boşluk ve eksiklik hissi
hissediliyorsa, o zaman şu esas sorular sorulmalıdır: ‘’Benim öz değerimin karşılığı
bu mudur?’’ ‘’Ben yaşamımın bu seviyesinde bu kadarını mı hak ettiğime
inanıyorum?’’ Bu sorular hem maddi hem de manevi değerler için sorulabilir. Bu
soruların cevabı içten gelen koca bir ‘’HAAYIIIRRR!!!’’ haykırışı ya da
gelişmemiş öz değerin çekingen bir ‘’hayııırrr’’
fısıltısı ise o zaman demektir ki, içeride bir öz değer revizyonuna ihtiyaç vardır. Bu soruların arkasına şu sorular sorulmalıdır:
‘’Peki, bence ben hayatımın bu seviyesinde neyi hak ediyorum?’’ ‘’Neyi elde
edersem özüm kendisini değerli hisseder ve içimdeki bu boşluk hissi
doyurulur?’’ Bu soruların karşılığı
somut olarak verildikten sonra konunun muhataplarına öz değerinizin karşılığı
olduğuna inandığınız bu somut tariflerin bildirilmesi öz değerin geliştirilmesi
yolunda atılacak olan bir adımdır. Örneğin, bir işte çalışıyorsunuz, hak
ettiğiniz maaşı almadığınızı düşünüyorsunuz ve de her gün içinizde patrona
karşı kızgınlık, sizden daha azını hak ettiğine inandığınız ama sizden daha
fazla maaş alan kişilere karşı da bir içerleme hissediyorsunuz ama bir türlü somut
bir adım atıp, patrona gidip sizin emeğinizin karşılığı olarak daha fazlasını
hak ettiğinizi düşündüğünüzü söyleyemiyorsunuz. Patron da diğer çalışanlar da
sizin kendi içinizde yaşadığınız bu sessiz çatışmadan habersiz. Kafanızın
içindeki bu sessiz çatışmayı ilgili kişilere iletmedikçe içinizdeki boşluk
büyüyor ve öz değersizlik duygunuz git gide daha da derinleşiyor. Bir diğer
örnek; eşinizden ya da partnerinizden hak ettiğiniz ilgiyi ve değeri
alamadığınıza inanıyorsunuz ama onu kaybetmekten de korktuğunuz için bunu ona
açıkça ifade edemiyorsunuz. Partneriniz ya da eşiniz size yeterince verdiğini,
hatta saçını süpürge ettiğini düşünüyor ama onun verdikleri sizin ondan
beklentilerinizi bir türlü karşılamıyor. Hatta daha ileri gidip, o beklentileri
tatmin etme uğruna, partneri ya da eşi aldatma yoluna başvurup, o kişiyi
tamamen kaybetme riskini de göze alıyorsunuz. Aldatma eylemi sonucunda
hissettiğiniz suçluluk duygusu da öz değersizliğinizi daha da derinleştiriyor.
Bu
örnekler uzayıp, çoğalabilir ancak biri maddi diğeri manevi boyutta getirisi
olan her iki örneğin de özünde öz değer sorunu yatmaktadır. Her iki örnekte de
eyleme geçmekten sizi alı koyan şey özünüze yeterince vermediğiniz değerdir. Sorunun
çözümü özünüzün mevcut durumda elde ettiğinizden daha fazlasını hak ettiğine
olan inancınızı tazeleyip, bunu o durumun muhataplarına açıkça ve cesaretle
ifade etmektedir. Bu çözümün aksiyonu patrona gidip, uygun bir dille verdiğiniz
emekleri anlatıp, ben biraz daha fazla maaşı hak ediyorum, bence benim maaşım
bugünkü koşullarda ‘’şu kadar’’ olmalıdır diyebilme, partnere ya da eşe gidip,
ben senden daha fazla ilgi ve sevgi görmeyi hak ediyorum diyebilme cesaretini
gösterebilmektedir. Tabii ki, ilgi ve
sevgi soyut kavramlar olduğu için ilgi ve sevgiden ne kast edildiği de açıkça
ifade edilmelidir. İlgi derken, ‘’ben seninle konuşurken telefonunla
ilgilenmemeni, dikkatini bana vermeni, haftada bir-iki gününü tamamen bana ve
ailemize ayırmanı’’, sevgi derken, ‘’konuşurken gözlerimin içine bakmanı, arada
bir yersiz ve zamansız bana sarılmanı isterdim’’ gibi somut bir şekilde ifade
etmek de bir öz değer göstergesidir.
Diyelim
ki, öz değerinizi eşinize, partnerinize, patronunuza açık ve net bir şekilde
ifade ettiğiniz halde aldıklarınızda bir değişiklik olmuyor, karşı taraf sizin
ifadenize bir karşılık vermiyor ya da ifadenizi duymamazlıktan geliyor, yok
sayıyor. Bu durumda, sorulacak soru ise şu olmalıdır: ‘’Benim öz değerimin
karşılığı bu ilişkiyi, bu işi değişmeyen bu koşullarla devam ettirmek mi olmalıdır?
Yoksa, bu değersizliğin içinden özümü çıkartıp, ona hak ettiği değeri verecek
olan ortamı yaratmak üzere bir adım mı atmak olmalıdır?’’ En doğru cevabı yine
özünüz verecektir. Ancak bilinen şudur ki, öz değeri gelişmiş insanlar
değerlerinin kendilerine yansıtılmadığı ortamlarda uzun süre kalmazlar çünkü
bunun öz değerlerine bir tehdit olduğunun farkındadırlar. Değişim ve dönüşümün öz değer seviyesini koruyabilmenin
ve geliştirebilmenin bir gerekliliği olduğunun da farkındadırlar. Bu yüzden değişime
açıktırlar ve değişimden korkmazlar. Razı
olmaz ama kendilerine değer bulduklarına doğru bir seçim yaparlar.
Öz
değer, öz güven, öz saygı, öz sevgi gibi kavramların hepsi birbirleriyle
ilişkilidir ve eksikliklerinin kaynağı genellikle bu temel değerlerin çocuklukta
yüklenmemiş olduğu toplumsal, kültürel değerler ve fonksiyonsuz bir aile
yapısından ileri gelir. Hepsi de çaba gerektirse de, yetişkinlikte öğrenilebilir
ve birisi geliştirildiğinde bir diğeri de otomatik olarak gelişir. Özünüzün
size olduğu gibi yansıtılmadığı bir ortamda dünyaya gelmiş olmak, özünüzün o
ortamın kölesi olması gerektiği anlamına gelmez. Dışarıdaki koşullar özünüze
verdiğiniz değere göre şekil alır. Dışarıdaki koşulların kölesi olmaktansa,
özünüzle irtibata geçip, onun ihtiyaçlarına, isteklerine, yakarışlarına, sessiz
çığlıklarına kulak verip, ona yalnızca sizin layık gördüğünüz değeri biçebilmek
bir olgunlaşma fırsatıdır ve bu fırsat her daim mevcuttur. Oralarda bir
yerlerde her zaman daha iyi bir seçenek mevcuttur. Öz değerinizi revize edin! Razı
olmayın! Seçim yapın!
Yazıyı okuduktan sonra yazının içinde geçen soruları cevaplayıp, verilen örneklere benzer aksiyonları denedikten sonra 1’den 10’a kadar olan aralıkta öz değerinize tekrar bir not verseniz, bu rakam kaç olurdu?
Melisa Gülsün Özmen

Comments
Post a Comment