Benim Amerikan Rüyam
2013 yılında Amerikan Kamu Politikası Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışmaya göre
(bkz. What Does the American Dream Mean? | AEI - Political Report -
December 2014), Amerikalıların %75’i Amerikan rüyasını yaşam
tarzını seçme özgürlüğü olarak tanımlamış, %68’i sıkı çalışmanın
ödüllendirilmesi, %61’i ise ev sahibi olmak şeklinde tanımlamıştır. Peki ya bu
cevaplardan birini vermeyenler için Amerikan rüyası ne anlama gelmiş olabilir?
Zenginlik ve özgürlük kelimelerinin tanımı kişiden kişiye değişir. Birçok insan
özgürlüğü maddi zenginlikle bağdaştırır ve yeterli ya da fazla paraları
olduğunda özgür olabileceklerine inanır. Oysa ben zenginliği insanların dünyaya
ruhlarıyla getirdikleri benzersiz içsel yetenekler ve potansiyeller olarak
anlıyorum. Özgürlük ise kültürel geleneklerden, dini dogmalardan, devlet
düzenlemelerinden ya da toplum ve aile önyargılarından bağımsız olarak
bireylerin özgün benliklerini gerçekleştirme yetisidir. Basitçe söylemek
gerekirse, zenginlik ruhun içsel kaynaklarıyla bağlantı kurmak; özgürlük ise bu
içsel kaynakları hayata geçirmektir.
Birçok Amerikalı ve dünyanın dört
bir yanındaki milyonlarca göçmen için “Amerika” maddi zenginlik, güvenlik,
refah ve özgürlük hayalidir. Kimileri için Amerikan rüyası büyük bir eve, lüks
bir arabaya ve prestijli bir kariyere sahip olmak anlamına gelirken; kimileri
için yalnızca güvenli bir iş sahibi olmak, çalışmanın karşılığını alarak
kendileri ve aileleri için maddi özgürlük sağlayabilmek demektir. Acımasız
kapitalist ekonomik sistemi nedeniyle, Amerikan rüyasının genel algısında
maddecilik kritik bir değerdir. Ben bu ülkeye “Birleşik Para Devletleri”
diyorum, yıllar önce Türkiye’de yaşarken izlediğim Amerikan yapımı “Fathers and
Daughters” (Babalar ve Kızları) filminde duyduğum bir ifadeydi bu. O zamanlar bu ifadenin Amerika’yı
gerçekten tanımlayıp tanımlamadığından emin değildim, fakat ABD’ye taşındığımda
tanık olduklarım bana bunun tam anlamıyla doğru olduğunu gösterdi. Dolar
banknotlarının üzerinde “In God We Trust” (Tanrı’ya Güveniriz) ifadesi yazar.
Bazen merak ederim, buradaki “Tanrı” hangisidir? Dinlerin kutsal Tanrısı mı,
yoksa bu ifadenin yazılı olduğu yeşil kâğıt parçası mı? ABD’nin dünyanın en
zengin ülkesi olması ve dünyanın en zengin insanlarının bazılarının Amerikalı
olması da tesadüf değildir elbette. ABD’ye geldiğimden beri, özellikle koçluk
deneyimlerimle ve tanıştığım insanlar kanalıyla, ister göçmen olsun ister
ABD’de doğup büyümüş olanlar olsun, çoğunluğunun hayat tercihlerini yalnızca
para ve maddi güvenlik temeli üzerıne kurmak zorunda kaldığını gözlemledim.
Duygusal ihtiyaçlarını, değerlerini ve ruhlarının arzularını büyük ölçüde göz
ardı ediyorlar; çünkü bu ülkede hayatta kalmanın başka bir yolu olmadığına
derinden inanıyorlar. Sonuçta, neye inanırsan, onu yaşarsın!
İnsanlığın bilincine kazınmış olan genel zenginlik inançlarına rağmen, ruhsal düzeyde zenginlik dışta değil, içtedir. Her ruh, eşsiz yeteneklerle, enerjiyle, karakter özellikleriyle, ruhsal karmayla ve fiziksel bir görünümle doğar ki, böylece yaşam amacını gerçekleştirsin. Gerçek zenginlik, özgün benliğini tanımakla, kişinin otantik yeteneklerini keşfetme özgürlüğüne sahip olmakla ve bu yetenekleri insanlık yararına sunmakla yaratılır. Zenginliğin zıttı olan yoksulluk ise bu içsel yeteneklere erişimin engellenmesidir ve bu yeteneklerin farkında olmamaktan kaynaklanır. Tüm bireyler, dış koşullardan bağımsız olarak, doğuştan gelen yeteneklerini keşfetme ve bu yetenekleri insanlığa hizmette kullanma fırsatına sahip olsalar, asla yoksulluk içinde yaşamazlardı. Zenginlik, bireyin benzersiz doğuştan gelen yeteneklerini kullanarak insanlığa hizmet etmesinin doğal bir sonucu olurdu. Doğanın enerjisi, yaşam amacını gerçekleştirmeye karar veren ruhları ödüllendirir ve para enerjisi bu ruhlara zahmetsizce akar. İşte özgürlük bir ruh için burada başlar: Bireylerin özgün benliklerinin farkında olması, kim olduklarını bilmeleri ve maddi dünyada kendilerini güvende hissetmek için doğuştan gelen yeteneklerine güvenmeleri. Bu yetenekleri dış dünyayla paylaşmanın üretken bir yolunu bulmak ve yaşam amacını gerçekleştirmek, ruhta özgürlük hissi yaratır.
Benim ABD’ye taşınmadan önceki
Amerikan rüyam, daha çok içsel potansiyelimi genişletmeye ve kendi ülkemdeki sınırlayıcı çevre, aile içi çatışmalar, ekonomik sorunlar ve toplumun
önyargıları nedeniyle tam olarak farkında olamadığım doğuştan gelen
yeteneklerimi keşfetmeye odaklıydı. Ancak, potansiyelimi bilerek, otantik
benliğimi ve yeteneklerimi dış dünyada ifade ederek ve yaşam amacımı keşfedip,
hayata geçirerek Amerikan rüyamı gerçekleştirme fırsatını yakalayabilirdim.
Bunu yapabilmek için, toplumun ve ailenin yargılarından arınmış, olduğum gibi
olmama ve davranmama izin veren bir çevreye ihtiyacım vardı. 2016 yılında, 42 yaş gibi pek de genç sayılamayacak
bir yaşta yepyeni bir ortama ve kültüre uyum sağlamaya çalışmak birçok maddi ve manevi zorluk yaşamama neden oldu. Ancak buraya gelmeden önceki Türkiye'deki yerleşik hayatımla ani bir
kopuş yaşamam ve Amerika’da köklerimin ve duygusal bir geçmişimin olmaması bana
ruhsal gelişim ve iyileşme yolunda büyük bir boşluk alanı yarattı. Bu boş alan, otantik
benliğimle bağlantı kurmama ve yaşam amacım doğrultusunda içsel yeteneklerimi
keşfetmeme engel olan bilinçaltımda yer tutmuş olan geçmiş travmalarımdan ve gerçek
dışı inanç kalıplarımdan arınmamı sağladı.
Kendimi keşfetme yolculuğumda, ABD'de dönüşümsel yaşam koçluğu eğitimi alma fırsatına sahip olmak da Amerikan rüyamı belli ölçüde gerçekleştirmeme katkı sağladı. ABD’de henüz büyük bir ev ve lüks bir araba satın almadım ve yılda yüz binlerce dolar da kazanmıyorum ama ruhumda kesinlikle doğru yolda olduğuma ve evren tarafından ruhsal yolculuğumda desteklendiğime dair güçlü bir his taşıyorum. Ve bu yolculukta, içsel kaynaklarıma özgürce erişerek ve onları hayata geçirerek ben şahsen Amerikan rüyamı gerçekleştirmeye devam ettiğime inanıyorum.
Amerikan Rüyası Olanlar! Peki ya senin Amerikan rüyan ne üzerine kurulu? Seni bu bilinmezliğe iten içindeki dürtü ne söylüyor sana?
Melisa Gülsün Özmen

Comments
Post a Comment